hancı

yolcu kelamları

10.10.1940 doğumlu, 67 yaşında. şu an yaşadığı yer Türkiye dışı.

İlk çaldığın kapı değil miyim?

minnie mouse   1 gün önce  

anahtarimin oldugu kapiyi niye calayim?

ahurani   1 gün önce  

sonra dedi ki ;

sormadim ben nedeni...

Arpej   17 Ağustos 2008 14:59  

aşagıya coktan bakıp, gormustur belki.. goren gozler kalpten bilirler gerçekleri.

ahurani   17 Ağustos 2008 21:26  

KasifKasif   16 Ağustos 2008 23:25  

Sonra kadın ikiye ayrıldı.

minnie mouse   14 Ağustos 2008 00:52  

bir yani balta girmemis orman ürküntüsü, bir yani cöl sussuzlugu..

ahurani   16 Ağustos 2008 03:20  

Kadın ve adam oturuyorlardı
Uzakta beyaz dağlar vardı
Gara girmek üzereyken Barselona-Madrid treni

Kadın üzgündü, üzgündü, üzgündü
Adam düşündü, düşündü, düşündü
Aşkımız bitmesin isterim dedi

Biralar içildi ve başka içkiler
Kadın ve adam kederliydiler
Ne birleşiyor, ne ayrılıyor elleri

Neden, neden sönüp gider bir aşk
Acının silinmez tortusunu bırakarak
Onulmazca inciterek yürekleri

Kadın daha gerçek bir acıyla yaralıydı belki de
Tasalı bir sevecenlikle baktı erkeğine
Gözyaşları içinde gülümsedi

Kadın ve adam oturuyorlardı
Aralarında bir masa vardı
Ve hüznün aşılmaz engelleri

Ataol Behramoglu

KasifKasif   12 Ağustos 2008 23:39  

"Umrumdamı benim;
Ha yüreğim demirden olmuş,
Ha tunçtan olmuş bedenim.
Bekliyorum, yüzümü bastırarak yağmurun çiçek bozuğu yüzüne
Bekliyorum, uzun uzun
Alnım eritiyor camları."
mayakovski

ahurani   08 Ağustos 2008 02:35  


bakar...aglar insan gözlerinin icinde...

Arpej   07 Ağustos 2008 03:12  

'nehir' olup akıyor gözlerimin içi..

ahurani   07 Ağustos 2008 03:24  

"...
kadiri mutlaksin sen,iki kol yarattin,
bir kafa uydurdun
her birimize, peki,
peki ama neden aci cekilmeden
sevisilmez, sevisilmez , sevisilmez ki...
"
mayakovski

ahurani   06 Ağustos 2008 03:25  

Belki bu defa ses gelir

minnie mouse   05 Ağustos 2008 00:45  

dudaklarimi kanatircasina isiriyorum gunlerdir.

ahurani   22 Temmuz 2008 22:13  

Seni özlüyorum günlerdir.

minnie mouse   28 Temmuz 2008 00:15  

soluksuzum gunlerdir.

ahurani   28 Temmuz 2008 01:28  

sensizim günlerdir

minnie mouse   28 Temmuz 2008 12:23  

ben'sizim' günlerdir..

ahurani   28 Temmuz 2008 15:26  

bir nezaket iade-i ziyareti...

almitra konuştu,
“bize sevgiden bahset”
ve o müthiş sesiyle konuştu,
sevgi sizi çağırınca onu takip edin,
yolları sarp ve dik olsa da
ve kanatları açıldığında bırakın kendinizi
telekleri arasında saklı kılıç, sizi yaralasa da
ve sizinle konuştuğunda ona inanın
kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi,
sesi tüm hayallerinizi darmadağan etse de...
çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi, çarmıha da gerer
sizi büyüttüğü ölçüde, budayabilir de...
en yükseklere uzanıp, güneşle titreşen en hassas dallarınızı okşasa da,
köklerinize de inecek ve onları saracaktır, toprağa tutunmaya çalıştıklarında...
mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker, çıplak bırakana kadar döver, harmanlar;
kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler...
bembeyaz olana kadar öğütür sizi; esnekleşene kadar yoğurur;
ve tanrı’nın ilahi sofrasına ekmek olasınız diye, sizi kendi kutsal ateşine savurur...
sevgi bütün bunları, kalbinizin sirlarini bulasiniz diye yapar...
ve bu biliş, hayatın kalbinin bir cüzzünü yaratır...
ancak korkunun kıskacında, salt sevginin huzurunu ve hazzını ararsınız.
o zaman örtün çıplaklığınızı, ve sevginin harman yerine adım atın...
adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı,
sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya,
ve ağlayın ama tüm gözyaşlarınızla değil...
sevgi hiçbirşey sunmaz, sadece kendisini...
hiçbirşey kabul etmez kendinde olandan gayrı...
sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de...
çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir tümüyle...
sevdiğinizde “tanrı benim kalbimde” yerine,
şöyle diyin, “ben kalbindeyim tanrı’nın”
ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,
çünkü sevgi, yolunu kendi çizer, sizi değer bulduğunda...
sevgi birşey istemez tamamlanmaktan başka...
fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa,
bırakın bunlar sizinde arzularınız olsun...
erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali...
şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip, kendi sevgi anlayışınla yaralanmak,
ve kanamak, yine de istek ve çoşkuyla...
şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak,
ve bir sevgi gününe daha teşekkürle uzanmak...
sessizce çekilmek öğle vakti, sevginin vecdini duymak,
akşamın çöküşüyle de eve huzurla dönmek...
ve uyumak kalbinde sevgiliye bir dua,
ve dudaklarında bir şükür şarkısıyla...

(K)halil (G)cibran..

KasifKasif   21 Temmuz 2008 01:33  

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk 'ı soran sizler,
Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
Yaşam 'dan ve Ölüm 'den, Yaşam 'dan daha acayip, Ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
Yiğit bir genç karşılık verdi:
'Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk 'tır.'
Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
Tanrım beni kutsal ateşine at...'

halil cibran

ahurani   21 Temmuz 2008 20:41  

'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'

h. c.

gezgincenah   21 Temmuz 2008 21:36  

neredesin ki ama sen? :S

ProCeCCuS   17 Temmuz 2008 21:19  

buradayim sekerim.
:)

ahurani   18 Temmuz 2008 15:57  

hadi oradan...buradaymış...

ProCeCCuS   18 Temmuz 2008 21:27  

:) bak iste buradayim yahu!

ahurani   19 Temmuz 2008 19:38  

so(ru)nun içerisindeki ses tonu
yitiriyor onu
kendini ç/alıyor durmadan silu/etinden
yüzüne çarptığı sulara hüznünü bulaştırıyor
çeşme hava ök/sürüyor sonra
ellerinde avuç yaşamıyor...

gezgincenah   16 Temmuz 2008 18:39  

parmaklar hep dışarıyı gösteriyor.
gözler hiç içe bakmıyor..

ahurani   17 Temmuz 2008 04:06  

Nardaş.
Bu anlatılmaz olandır.

minnie mouse   16 Temmuz 2008 03:24  

hayır hayır sen, sen olandır.

ahurani   16 Temmuz 2008 04:27  

küstüm, sustum, sormaz oldum..

ahurani   15 Temmuz 2008 03:03  

yinede tehlikelisin: içinde kalan güneşin

herşey bir gölgeyle başlar: gölgesiz biter

yiter sonsuzluk: bir kalır geriye ölüm

ki uzandıkça yatağına

çekilir eli ayağı yaşamın...

gezgincenah   12 Temmuz 2008 22:58  

biliyorum.

ahurani   12 Temmuz 2008 23:18  

ne çok hatıran var; kitap, takı, giysi. çok anıyorum seni, kullanıyorum onları teker teker. özlemişim seni be güzüm...

beatiik   11 Temmuz 2008 22:22  

kullan, işin bitince de bir ihtiyaç sahibine ver ve unutma hatıra orda değil, yaşadıklarımızda. özleme dayanamadıkça, getirip hatırımıza, kullanalım onları tek tek.gözlerini kapa.

ahurani   12 Temmuz 2008 15:13  

"Sensiz yola girerisem çarem yok adım atmağa
gövdem kuvvetim Sensin başım götürüp gitmeğe"
(yunus emre)

ahurani   11 Temmuz 2008 01:53  

başım dönüo,
seni böle görmekten

necef   10 Temmuz 2008 13:07  

dön(sün) başın bana doğru, ne güzel, gör beni gör!

ahurani   10 Temmuz 2008 19:27  

gör gör kör e dön dön dön

necef   12 Temmuz 2008 20:48  

Arpej   09 Temmuz 2008 21:28  

son not ekleyenler

yeniden eskiye doğru

  1. ahurani
  2. minnie mouse
  3. Arpej
  4. KasifKasif
  5. gezgincenah
  6. ProCeCCuS
  7. necef
  8. beatiik
  9. Pedro Lopez Monsalve
  10. nosugar
  11. tupacameni
  12. semensima
  13. okuzaleyhisselam
  14. TotalEclipse