|
10.10.1940 doğumlu, 67 yaşında. şu an yaşadığı yer Türkiye dışı.
|
İlk çaldığın kapı değil miyim?
anahtarimin oldugu kapiyi niye calayim?
aşagıya coktan bakıp, gormustur belki.. goren gozler kalpten bilirler gerçekleri.
Sonra kadın ikiye ayrıldı.
bir yani balta girmemis orman ürküntüsü, bir yani cöl sussuzlugu..
Kadın ve adam oturuyorlardı Uzakta beyaz dağlar vardı Gara girmek üzereyken Barselona-Madrid treni
Kadın üzgündü, üzgündü, üzgündü Adam düşündü, düşündü, düşündü Aşkımız bitmesin isterim dedi
Biralar içildi ve başka içkiler Kadın ve adam kederliydiler Ne birleşiyor, ne ayrılıyor elleri
Neden, neden sönüp gider bir aşk Acının silinmez tortusunu bırakarak Onulmazca inciterek yürekleri
Kadın daha gerçek bir acıyla yaralıydı belki de Tasalı bir sevecenlikle baktı erkeğine Gözyaşları içinde gülümsedi
Kadın ve adam oturuyorlardı Aralarında bir masa vardı Ve hüznün aşılmaz engelleri
Ataol Behramoglu
"Umrumdamı benim; Ha yüreğim demirden olmuş, Ha tunçtan olmuş bedenim. Bekliyorum, yüzümü bastırarak yağmurun çiçek bozuğu yüzüne Bekliyorum, uzun uzun Alnım eritiyor camları." mayakovski
bakar...aglar insan gözlerinin icinde...
'nehir' olup akıyor gözlerimin içi..
"... kadiri mutlaksin sen,iki kol yarattin, bir kafa uydurdun her birimize, peki, peki ama neden aci cekilmeden sevisilmez, sevisilmez , sevisilmez ki... " mayakovski
Belki bu defa ses gelir
dudaklarimi kanatircasina isiriyorum gunlerdir.
Seni özlüyorum günlerdir.
soluksuzum gunlerdir.
sensizim günlerdir
ben'sizim' günlerdir..
bir nezaket iade-i ziyareti...
almitra konuştu, “bize sevgiden bahset” ve o müthiş sesiyle konuştu, sevgi sizi çağırınca onu takip edin, yolları sarp ve dik olsa da ve kanatları açıldığında bırakın kendinizi telekleri arasında saklı kılıç, sizi yaralasa da ve sizinle konuştuğunda ona inanın kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi, sesi tüm hayallerinizi darmadağan etse de... çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi, çarmıha da gerer sizi büyüttüğü ölçüde, budayabilir de... en yükseklere uzanıp, güneşle titreşen en hassas dallarınızı okşasa da, köklerinize de inecek ve onları saracaktır, toprağa tutunmaya çalıştıklarında... mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker, çıplak bırakana kadar döver, harmanlar; kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler... bembeyaz olana kadar öğütür sizi; esnekleşene kadar yoğurur; ve tanrı’nın ilahi sofrasına ekmek olasınız diye, sizi kendi kutsal ateşine savurur... sevgi bütün bunları, kalbinizin sirlarini bulasiniz diye yapar... ve bu biliş, hayatın kalbinin bir cüzzünü yaratır... ancak korkunun kıskacında, salt sevginin huzurunu ve hazzını ararsınız. o zaman örtün çıplaklığınızı, ve sevginin harman yerine adım atın... adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı, sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya, ve ağlayın ama tüm gözyaşlarınızla değil... sevgi hiçbirşey sunmaz, sadece kendisini... hiçbirşey kabul etmez kendinde olandan gayrı... sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de... çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir tümüyle... sevdiğinizde “tanrı benim kalbimde” yerine, şöyle diyin, “ben kalbindeyim tanrı’nın” ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına, çünkü sevgi, yolunu kendi çizer, sizi değer bulduğunda... sevgi birşey istemez tamamlanmaktan başka... fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa, bırakın bunlar sizinde arzularınız olsun... erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali... şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip, kendi sevgi anlayışınla yaralanmak, ve kanamak, yine de istek ve çoşkuyla... şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak, ve bir sevgi gününe daha teşekkürle uzanmak... sessizce çekilmek öğle vakti, sevginin vecdini duymak, akşamın çöküşüyle de eve huzurla dönmek... ve uyumak kalbinde sevgiliye bir dua, ve dudaklarında bir şükür şarkısıyla...
(K)halil (G)cibran..
Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk 'ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum. Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum. İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir? Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir? Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir? Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var. Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum? Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor. Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir? Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir? Yaşam 'dan ve Ölüm 'den, Yaşam 'dan daha acayip, Ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir? Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı? Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı? İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz? Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez? Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz? Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi: 'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.' Yiğit bir genç karşılık verdi: 'Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.' Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi: 'Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir. Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.' Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki: 'Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.' Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi: 'Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.' Bir başkası gülümseyerek açıkladı: 'Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.' Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu: 'Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir; yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.' Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi: 'Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.' Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi: 'Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.' Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki: 'Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.' Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak. O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum: 'Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk 'tır.' Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim: 'Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap... Tanrım beni kutsal ateşine at...'
halil cibran
'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
h. c.
neredesin ki ama sen? :S
buradayim sekerim. :)
hadi oradan...buradaymış...
:) bak iste buradayim yahu!
so(ru)nun içerisindeki ses tonu yitiriyor onu kendini ç/alıyor durmadan silu/etinden yüzüne çarptığı sulara hüznünü bulaştırıyor çeşme hava ök/sürüyor sonra ellerinde avuç yaşamıyor...
parmaklar hep dışarıyı gösteriyor. gözler hiç içe bakmıyor..
Nardaş. Bu anlatılmaz olandır.
hayır hayır sen, sen olandır.
küstüm, sustum, sormaz oldum..
yinede tehlikelisin: içinde kalan güneşin
herşey bir gölgeyle başlar: gölgesiz biter
yiter sonsuzluk: bir kalır geriye ölüm
ki uzandıkça yatağına
çekilir eli ayağı yaşamın...
biliyorum.
ne çok hatıran var; kitap, takı, giysi. çok anıyorum seni, kullanıyorum onları teker teker. özlemişim seni be güzüm...
kullan, işin bitince de bir ihtiyaç sahibine ver ve unutma hatıra orda değil, yaşadıklarımızda. özleme dayanamadıkça, getirip hatırımıza, kullanalım onları tek tek.gözlerini kapa.
"Sensiz yola girerisem çarem yok adım atmağa gövdem kuvvetim Sensin başım götürüp gitmeğe" (yunus emre)
başım dönüo, seni böle görmekten
dön(sün) başın bana doğru, ne güzel, gör beni gör!
gör gör kör e dön dön dön
|
|