üfürmeler

blog'a geri dön

7 yorum var - 12 Şubat 2008 02:50

Gerginlik üzerine..

bu duyguyu tanımlama çabasına girmeyeceğim. çünkü önkabulüm bu gerginlik durumunun çağımızın bi sendromu olmasının yanında, aslında süreçte hep var olmuş olduğu ve tanımlanamayacağıdır.. sebepleri dönemsel olarak açıklanabilir ve birden fazla kişiye maledilebilir. Bu nedenle yazı gerginliğin çağımızdaki görünümüne bir bakış olarak algılanılmalı.

Insan davranışını anlamlandırma çabası psikolojinin uğraşıdır. Fakat bu davranışların toplumsal ve dönemsel sebepleri olduğu, özellikle durkheim’ın sosyalizasyon kavramına vurgusuyla sosyolojide de önemli bir yer tutmaktadır. Toplum bireyi yaratır fikri sonraları çağdaş sosyal bilimcilerin de ilgisini çekmiş ve sosyal alanla kişisel alanları arasında gerilim geçiren aktörden bahsedegelmişlerdir. Aktör kelimesinin kullanılması da ayrıca bir soru işaretidir. Malum bu sosyal bilimciler hayatı bir sahneye ve sahne üzerindekileri de oyunculara benzetmek suretiyle teorilerini kurmuşlardır. Oysa bu oyunların türü, uğradıkları değişimler ve dış etkiler göz önüne alınmamıştır. Bu kanımca sosyal bilimin hep eleştirilen nesneleştirme tavrı ve mikroskop vari bir bakışla olanı inceleme kaygısından kaynaklanmaktadır. Ama gerilim geçiren bireyin kabulü ve ortaya konulan sebepleri bizi bazı kanıksayışlara götürmektedir..
Bu kanıksayışlarımızdan bence en önemlisi sosyal alanda birer oyuncu olduğumuz ve bu oyunu varetmediğimiz arka sahnede ise kendimiz olabildiğimizdir. Bu ne kadar ‘samimi’dir?
Sosyal bilimcilerimiz bireyin toplumsalda ‘samimi’ olamayacağını mı kastetmektedirler ya da toplumsal bizi riyakarlığa mı sürüklemektedir?
Gerilim geçiren aktörü doktor örneğiyle açıklamak isteyen çağdaşlarımız, hemşireyi,sekreteri vs..yi de doktorun yandaşı olarak göstermektedirler.. doktor önsahnede doktorculuk oynamak zorundadır. Karşı tarafa güven vermek için çeşitli roller üstlenir(ki rol statüden ‘beklenilen’ davranış kalıpları olarak tanımlanır). Hemşiresi de buna yardımcıdır. Bu bi grup çalışmasıdır………ama aynı doktor hastası gittikten sonra farklılaşır.. ve bu geçiş ona gerilim yaşatır…….

Farklılığa tahammülün olmadığı sosyal alan normlarıyla biçimlendirdiği ve üzerinde tahakküm kurduğu bireyde gerilim yaşatıyor. Insan sosyal bir varlıktır ve sosyal olan bu varlık bağlı olduğu cemiyette düzenin devamını sağlamak için çaba gösterir önermeleri çatışmayı reddeden sosyal bilimcilerin dayanağıdır. Fakat gerilim mevzu olunca çatışma nedense ortaya konulmakta ve bu çatışma bireyin rolleri arasındaki gidiş gelişlerinden beri tanımlanmakta.. demekki insan düzen kurmayı bir görev olarak yapmanın sıkıntısını yaşamakta.
Bu da akla başka bi soruyu daha getiriyor. Acaba normlar toplumsal nizamı sağlama adına işlev üstlenmiş olsalar da ikilik yaşayan bireyler yaratmak suretiyle başka noktalarda tüketimi üretiyorlar mı? ya da marxda da çağdaşlardan mills de de gördüğümüz beyaz yakalının kendisine ve uğraşına yabancılaşması durumunun suçluları bu normlar mı? çünkü başka ‘bilimsel’ bulgular bize söylüyor ki alt ve üst tabakalara nazaran orta tabakanın bileşenleri normlara daha çok uyum sağlamaktadır.
Bu bağlamda edilebilecek kelamlar normatif bir örüntü olarak tanımlanan toplumun bireyi götürdüğü karamsarlık, amaçsızlık, duygusuzluk hisleri üzerine edilebilir gibi geliyor bana. Belirtmem gereken bi şey var ki o da, topluluk halinde yaşamakla toplum yapısı içerisinde bir taş olmak arasında ayrım yapmaktayım. Normları kurallar bütünü olarak tanımlarken de birden fazla insanın birarada bulunması durumunda yazılı ya da yazısız bazı kuralların oluştuğunu reddetmediğimi, ama modern toplumun kurulumunda ve normlarındaki sıkıntılara binayen ‘norm’lara reddiyede bulunduğumu vurgulamalıyım. Modern toplumun alt katmanları ve en geniş bileşenlerinden olan kurumlar(eğitim,din,siyaset…) statü kavramıyla bireylerle bağlantı kurmakta. Bu atfedilen statüler de kanımca riyakarlığı bireye yüklemekte. Birey artık kendine özgü tarz ve seçimleriyle değil, toplumsalın ve bu yolla sistemin yükünü omuzlarına alarak, döngüyü sağlamak üzere bir misyon üstlenmekte. Kitle iletişim araçları, eğitim kurumu ve diğerleriyle içselleştirilen bu davranış kalıpları bireyden beklenilir hale gelmekte. ‘normalin’ dışındakiler stigmataya maruz kalmakta, dışlanmakta, ayıplanmakta ve daha büyük yaptırımlara uğramakta. Farklılıklara (ki bunu norm dışılık olarak algılayabiliriz) tahammül ancak tüketim toplumuna nesne olunabildiği müddetçe var. örneğin eşcinsellik gece yaşamı, şov dünyası için bir metaa olarak algılanır olagelmekte. Ama yapı hiç bi suretle kamusal alanda farklı cinsel tercihlere izin vermemekte. Sanat ve sanatçı da bu noktada kilit altındadır aslında. Sistemin içinde yaşayıp toplumsalda tanımlanmış kimliği reddetmek oldukça zor bir sanatçı için. Bu yaratımın öznelliğini oldukça sarsmakta. Eleştirel bir bakış bile aslında kanımca kendisini iktidardan beri tanımlayan bir eylem arayışında. Bu durumda ‘aktör’ geçirir gerilim.. geçirsin… antidepresanlara saldırsın.. ilaç sanayi de biraz para kazansın… di mi?
-09.04.2006

Modern hayatın insandaki en büyük etkilerinden biri sizofreniyi tetiklemesi. Kaldı ki yukarıda bahsettiğin çelişki insan için -eğer ızdırabını çekip,kendi iç bütünlüğüne varabilse- büyük bir şans. Doğumumuzdan beri kulağımıza üflenen yalanları terk edip,kendi gerçeğimizi ,kendimize rağmen(!) inşa etmek zorundayız. Ama mücadele çetin ve uzun..
Bu noktada kafama takılan soru:Sistemi değiştirmek için, sisteme entegre olup içerden mi değiştirmek lazım yoksa sistemin bütün referanslarını reddedip sistem dışında mı kalmak lazım?...That's the question

muendiiimsi  01 Haziran 2008 18:46  

Bir de yazılarını sen bu toplum denilen herzenin dışındaymışsın gibi yazma rica ederim...Aynı geminin içindeyiz :D

muendiiimsi  01 Haziran 2008 18:51  

hayır asla aynı gemide olamayız! bunu asla kabul edemem:))))))
ne denir ki böyle bir isteğe. öyle yazmak icap etti diyim:)

soruna gelince, seçeneğin olduğunu düşünüyor musun demeliyim sanırım.

ahurani  02 Haziran 2008 02:31  

İnsan iradesi olan bir varlıktır.Seçeneğimiz her zaman vardır.Seçeneksizlik hayatın ve alışkanlıkların kafamızdaki kurgusudur.Yani imkansız o kadar da imkansız değil :)

muendiiimsi  02 Haziran 2008 18:54  

imkansız ne kadar imkansız peki?:)

ahurani  03 Haziran 2008 04:39  

Ciddi ol!..

muendiiimsi  04 Haziran 2008 17:03  
bu yazıya puanı basanlar: